Haberler

Grid List

Netanyahu’yu Kim İşletti?

Orta Doğu

 

Netanyah’nun BM Genel Kurulu konuşmasındaki skandal, sadece sunumun ve içeriğinin gülünçlüğüyle sınırlı değil.

 

“İran, Tahran’ın Turquzabad bölgesinde şimdiye kadar açıklanmamış olan gizli bir nükleer depoya sahip. Onu ilk kez şu an ben açıklıyorum.

Bunu, bugün ilk kez ben ifşa ediyorum: İran’ın Tahran’da gizli bir tesisi var, bu gizli nükleer depoda İran’ın gizli nükleer programıyla ilgili çok miktarda araç ve madde bulunuyor.

Burası görünüşte basit bir halı yıkama yeri. Tıpkı başkent Tahran yakınlarında İran’ın nükleer belgelerinin saklandığı Şurabad gibi...”[1]

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, BM Genel Kurulu’nda İsrail’in o “dillere destan” istihbarat servisinin kendisine verdiği bilgilerle “İran’ın gizli nükleer tesisini” işte bu cümlelerle “ifşa etti!

Şurabad zaferinden Turquzabad skandalına

Netanyahu, geçtiğimiz nisan ayında da birçok uluslararası kanalın canlı olarak yayımladığı bir gösteriyle yine“ İran’ın gizli nükleer programını ifşa etmişti!”

Yine “dillere destan” İsrail istihbaratı, yine “eşsiz bir operasyonla” Tahran’ın Şurabad bölgesinde İran’ın gizli nükleer programıyla ilgili “yarım ton belge”ele geçirmişti ve Netanyahu da bunları açıklayarak İran’ın dünyayı kandırdığını ispat ediyordu.[2]

Ancak “dillere destan” İsrail istihbarat servisinin bu “eşsiz operasyonu” sayesinde Netanyahu’nun 30 Nisan’da yaptığı bu “muhteşem gösteri”nin, Amerikan Başkanı Trump’tan başka müşterisi çıkmadı.

Gerçi amaç da zaten İran’la 5+1 arasında yapılan nükleer anlaşmadan çekilip çekilmeyeceğini 12 Mayıs’ta açıklaması beklenen Trump’ı etkilemekti.

Nitekim Netanyahu “yarım tonluk Şurabad belgeleri” eşliğinde yaptığı gösteri ile zaten etkilenmeye can atan Washington’u etkilemeyi başarmış ve Trump, 12 Mayıs’ı da beklemeden nükleer anlaşmadan çekilmişti.[3]

Ancak Netanyahu’nun 27 Eylül’de BM Genel Kurulunda fotoğraflar eşliğinde, yine İran’ın nükleer programıyla ilgili yaptığı ifşaat her açıdan skandal oldu.

Turquzabad skandalı

Netanyah’nun BM Genel Kurulu konuşmasındaki skandal, sadece sunumun ve içeriğinin gülünçlüğüyle sınırlı değil.

Çünkü dünya zaten Netanyahu’nun münazaraya katılan lise öğrencisi düzeyindeki sunumlarına alışkın.

Ayrıca onun da İsrail rejiminin de mantığı bilindiği için dünya zaten onun söylediklerinin içeriğiyle değil, zamanlaması ve öngördüğü hedefiyle ilgileniyor.

30 Nisan’daki gösterisiyle ABD Başkanı Trump’ı etkilemeyi başaran Netanyahu, 27 Eylül’deki anlattığı Turquzabad hikayesine Amerikalı istihbarat yetkililerini bile inandıramadı.

Bu kez Amerikalı istihbarat yetkilileri, Netanyahu’nın hikayesini “yanıltıcı”[4] diye nitelendi.

Elbette Netanyahu’yu zor durumda bırakan şey anlattığı Turquzabad hikayesinin gülünç içeriğinden ibaret değil.

Zira İsrail rejiminin ırkçılığına, işgalciliğine ve BM kararlarını çiğnemesine dair yaptığı izahların yanında “İran, bir halı yıkama atölyesini gizli nükleer tesis olarak kullanıyor” iddiası son derece ciddi kalıyor.

Turguzabad “işletmesi”

Netanyahu’yu zor durumda bırakmaktan da öte, endişelendirmesi gereken asıl şey, o “dillere destan” istihbarat servisinin kendisine anlattırdığı hikayenin mekanı ve kurgusu.

Netanyahu’nun hikayesinin mekanı olan “Turguzabad”, İran’da halk arasında bir yerin mevcut olamayacak kadar sapa olduğunu anlatmak üzere bir istiare olarak kullanılıyordu.

Çoğu kimse de aslında böyle bir yerin mevcut olmadığını, Turguzabad’ın sadece bir deyim olduğunu düşünüyordu.[5]

Netanyahu’nun bu açıklamasından sonra bölgeye akın eden gazeteciler “Dokuzabad”, “Darkuzabad” diye söylenişleri de olan Turquzabad’ın Tahran’ın güneyindeki Rey’e bağlı bir köy olduğunu keşfetti.

Selçuklulara başkentlik yapan Rey şehri, modern dönemde Tahran’ın büyümesi sebebiyle bugün başkentin güney banliyöleri arasında yer alıyor. Turguzabad da buraya bağlı ve Tahran-Kum karayolu yakınlarında bir köy.

Şehrvend gazetesinin Turquzabad’ın tarihine, coğrafyasına, sosyolojisine, ekonomisine dair çok ayrıntılı ve aynı zamanda da çok eğlenceli haberinden öğrendiğimize göre Turguzabad’ın adı, halkının memnuniyetsizliğinden dolayı Fatımiye diye değişmiş.[6]

Ancak nüfusunun yarısı Afganlı göçmenlerden oluşan köyün isminin yer aldığı levhada “Şehit perver Fatımiye’ye hoş geldiniz”yazısı içinde Fatımiye’den sonra küçük de olsa “Turguzabad” yazısı hala korunuyor.

 

Netanyahu’nun konuşmasının, günlerdir İranlı sosyal medya kullanıcılarının eğlencesi haline gelmesinin ilk sebebi, “gizli nükleer tesis” hikayesinin mekanın Turguzabad olmasıydı.

Çünkü o konuşmaya kadar İranlılar için “Turguzabad”, gerçekte var olmayan ve sadece abartı ve alay için kullanılan bir istiareden ibaretti.

Netanyahu, ise İran’ın Turguzabad’da bir halı yıkama atölyesinde gizli bir nükleer tesis kurduğunu “ifşa ediyor” hatta İran halkının güvenliğini ve sağlığını düşünerek bu tehlikeli tesise karşı uyarıda bulunuyordu.

Ancak Turquzabad’ın bir istiare değil, objektif gerçekliği olan bir köy olduğunun anlaşılması da İranlı sosyal medya kullanıcılarının eğlencesini bozamadı.

Çünkü “Google Earth” veya navigasyon programları yardımıyla köyü keşfeden muhabirler, Netanyahu’nun fotoğrafını gösterdiği “halı yıkama atölyesi görünümlü gizli nükleer tesisi” gezmeye başladı.

Elbette Netanyahu’nun “dillere destan”gizli servisinin “tesisin” bulunduğu sokağın adını “Mahir” diye vermesi yüzünden örneğin Hemşehri gazetesi muhabirinin tesisi bulması biraz güç oluyor.[7]

“Gizli nükleer tesisin” çevresinde herhangi bir bekçi, polis veya asker bulunmadığı için sokağın isiminin “Mahir” değil, “Mehr” olduğu; ancak çevrede bisikletle dolaşan çocuklar sayesinde öğreniliyor ve nihayet tesise giriliyor.

Netanyahu’nun gösterdiği binanın “halı yıkama atölyesi görünümlü bir gizli nükleer tesis” değil, “gizli nükleer tesis görünümünden eser olmayan bir halı yıkama atölyesi” olduğu gazetecilerin ve meraklı vatandaşların paylaştığı görsellere yansıdıkça sosyal medya kullanıcılarının eğlencesi de artıyor.

Turquzabad, Mossad’ın tuzağı mı Mossad’a tuzak mı?

Turquzabad’a dair bilgiler arttıkça Netanyahu’nun kasten yanıltıldığına dair kanaatler de güçlenmeye başladı.

Sosyal medya kullanıcılarının dışında bu kanıyı ilk dile getiren resmi yetkili İran’ın nükleer müzakere ekibinden Abbas Arakçi oldu.

Arakçi Turquzabad’la ilgili görüşünü soran devlet televizyonu muhabirine kahkaha atarak “Ciddi ciddi birilerinin Netanyahu’yu işlettiğini düşünüyorum”[8] dedi.

Bu “işletme” meselesiyle ilgili olarak sosyal medyada iki senaryo var. Birincisine göre Netanyahu, iç politikadaki güç ve iktidar çekişmeleri sebebiyle bizatihi kendi istihbarat servisi tarafından işletildi ve itibarsızlaştırılmak istendi.

İkincisine göre ise İran istihbaratı, Turquzabad hikayesini İsrail istihbaratına olta olarak attı.

İsrail rejimi de Amerika ve Körfez’deki uygun ortamı değerlendirmek, Rusya ile olan geriliminde kendince dikkatleri İran’a çekmek için BM Genel Kurulu toplantısını fırsat olarak gördü; bu yüzden de oltaya takıldı.

Eğer ikinci senaryo doğruysa İran istihbaratı, Turquzabad istiaresinden yararlanarak İsrail rejimini ve çok övündüğü istihbarat servisini gülünç duruma düşürüp itibarsızlaştırmış oldu.

Bununla birlikte bu kepazelik Netanyahu’nun ve İsrail rejiminin kaygılanmasını gerektirecek düzeyde değil. Zira şu an Rusya ile yaşadığı krizin yanında bu, ödül gibi kalır.

Ancak eğer birinci senaryo doğruysa kendi istihbarat servisi tarafından işletilip itibarsızlaştırılan Netanyahu, kişisel olarak ne kadar kaygı duysa az.

Çünkü içine düşülen bu onur kırıcı durumdan Allah’tan başka her şeyden haberdar olduğu var sayılan İsrail istihbaratının değil Netanyahu’nun sorumlu tutulacağı açık.

 

Alptekin DURSUNOĞLU

Yönetimde Bulunduğum Sürece İhvan'ın Rolü Yok

Orta Doğu

Mısır Cumhurbaşkanı darbeci Abdulfettah es-Sisi, yönetimde bulunduğu sürece İhvan'ın Mısır'da hiçbir rolünün olmayacağını söyledi.

Rakka'daki Sivil Ölümlerden ABD Sorumlu

Suriye


Uluslararası Af Örgütü, Terör örgütü YPG/PKK'nın işgali altındaki Rakka'da yaşanan sivil ölümlerinden ABD'yi sorumlu tuttu


Almanya'da son dönemde etkisini artıran ırkçı parti AfD, yaklaşan eyalet seçimleri için Bavyera'da İslam karşıtı bir reklam hazırladı. Bilboardlara asılan pankartlarda şu ifadeler yazıyor: "Her yıl Müslümanların sayısı artıyor. Bu yüzden AfD'yi seçin"

Almanya'da 14 Ekim Pazar günü gerçekleştirilecek olan eyalet seçimlerine sayılı günler kaldı. İslam karşıtlığı ile bilinen ırkçı Almanya için Alternatif (AfD) partisinin oy oranının artması beklenirken Başbakan Angela Merkel'in kardeş partisi Hristiyan Sosyal Birlik (CSU) partisine destek azalıyor.

Bavyera’da 1954’ten beri yüzde 43 oy oranının altına düşmeyen CSU’nun oylarındaki gerileyişten en çok faydayı anketlerdeki yüzde 10-14’te gözüken oy oranıyla Almanya için Seçenek (AfD) adlı Türk ve İslam karşıtı partinin sağlaması bekleniyor.

Irkçı parti AfD daha önce hazırladığı İslam düşmanı söylemler içeren seçim kampanyasına bir yenisini daha ekledi. Kampanya adına hazırladığı pankartlarda "Her yıl müslüman sayısı artıyor. Bu yüzden AfD'yi seçin." yazıyor.


Yeni bir hükümet krizini tetikleyebilir

Hıristiyan Sosyal Birlik’in (CSU) anketlere göre en fazla yüzde 35 oy alması bekleniyor. Almanya Başbakanı Angela Merkel’in Hıristiyan Demokrat Birlik'inin (CDU) kardeş partisi CSU ile yaşadığı gerilimin ardından, Bavyera'da yaşanacak büyük oy kaybı ülkede yeni bir hükümet krizini de tetikleyebilir.

Merkel’in 2015’te ülkeye bir milyon göçmenin girişine izin veren kararının ardından koalisyon ortağı CSU lideri ve İçişleri Bakanı Horst Seehofer ile yaşadığı gerilim bu yılın Temmuz ayında bir hükümet krizine dönüşmüştü. İstifadan vazgeçirilen göçmen karşıtı Seehofer’in daha sonra Eylül ayında Chemnitz’deki ırkçı saldırılarla ilgili İç İstihbarat Servisi şefine sahip çıkması da koalisyonun küçük ortağı Sosyal Demokratlar’ın (SPD) tepkisine yol açmıştı.

 

İsrailli askeri uzman Avri Barisuf, Hizbullah'ın askeri gücüne ilişkin ilginç açıklamalarda bulunarak; “Hizbullah İsrail'e yönelik stratejik saldırı yapabilecek konumda ve İsrail’i tekrar ortaçağ karanlığına mahkum edecek güce sahip” dedi.

İsrail’in Hizbullah'ın elindeki füzelerden tamamen yok edemeyeceğini kaydeden Avri Barisuf; “Çünkü Hizbullah 2006 yılından bu zamana kadar füzelerini nasıl muhafaza ederek saklayacağını öğrendi” dedi.

Hizbullah'a ait füzelerin tespit edilmesinin zor olduğunu vurgulayan İsrailli askeri uzman Hizbullah füzelerinin isabet oranına ve etkisine işaret ederek; “Hizbullah ile olası bir savaş şuan için Tel Aviv'e ağır sonuçlar verecektir” ifadelerini kullandı.

 

Suudi Arabistan'a "Kaşıkçı" tepkisi

Orta Doğu


Uluslararası yatırım şirketi Virgin Group, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı olayının ardından Suudi Arabistan'la yapılması planlanan 1 milyar dolarlık yatırım projesini askıya aldığını duyururken, uluslararası ulaşım şebekesi şirketi Uber ise Riyad'da yapılacak bir konferansa katılmayacağını açıkladı.


Virgin Group'un kurucusu İngiliz iş adamı Richard Branson, yaptığı açıklamada Kaşıkçı'nın kaybolmasıyla ilgili iddialar doğru çıkarsa Batılı ülkelerin Suudi Arabistan yönetimiyle iş yapma tutumunu tamamıyla değiştireceğini belirtti.

 

Suudi yetkililerden Kaşıkçı'nın kaybolmasıyla ilgili bilgi istediklerini ifade eden Branson, Suudi Arabistan'la yapmayı planladığı projeyi askıya aldıklarını kaydetti.
Suudi Arabistan Krallığı, geçen yıl Virgin Galactic ve Virgin Orbit'e 1 milyar dolarlık yatırım yapmayı planladığını açıklamıştı.

UBER'DEN KONFERANSA KATILMAMA KARARI

Uber'in üst yöneticisi Dara Khosrowshahi ise 23-25 Ekim'de Riyad'da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın himayesinde düzenlenecek Gelecekteki Yatırım Girişimi (Future Investment Initiative-FII) adlı konferansa katılmayacağını açıkladı

Khosrowshahi, Kaşıkçı olayı ile ilgili gelişmelerden rahatsızlık duyduğunu ifade ederek, konuşma yapmasının da planlandığı FII konferansına katılmama kararı aldığını kaydetti.

Netanyahu’yu Kim İşletti?

Orta Doğu

 

Netanyah’nun BM Genel Kurulu konuşmasındaki skandal, sadece sunumun ve içeriğinin gülünçlüğüyle sınırlı değil.

 

“İran, Tahran’ın Turquzabad bölgesinde şimdiye kadar açıklanmamış olan gizli bir nükleer depoya sahip. Onu ilk kez şu an ben açıklıyorum.

Bunu, bugün ilk kez ben ifşa ediyorum: İran’ın Tahran’da gizli bir tesisi var, bu gizli nükleer depoda İran’ın gizli nükleer programıyla ilgili çok miktarda araç ve madde bulunuyor.

Burası görünüşte basit bir halı yıkama yeri. Tıpkı başkent Tahran yakınlarında İran’ın nükleer belgelerinin saklandığı Şurabad gibi...”[1]

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, BM Genel Kurulu’nda İsrail’in o “dillere destan” istihbarat servisinin kendisine verdiği bilgilerle “İran’ın gizli nükleer tesisini” işte bu cümlelerle “ifşa etti!

Şurabad zaferinden Turquzabad skandalına

Netanyahu, geçtiğimiz nisan ayında da birçok uluslararası kanalın canlı olarak yayımladığı bir gösteriyle yine“ İran’ın gizli nükleer programını ifşa etmişti!”

Yine “dillere destan” İsrail istihbaratı, yine “eşsiz bir operasyonla” Tahran’ın Şurabad bölgesinde İran’ın gizli nükleer programıyla ilgili “yarım ton belge”ele geçirmişti ve Netanyahu da bunları açıklayarak İran’ın dünyayı kandırdığını ispat ediyordu.[2]

Ancak “dillere destan” İsrail istihbarat servisinin bu “eşsiz operasyonu” sayesinde Netanyahu’nun 30 Nisan’da yaptığı bu “muhteşem gösteri”nin, Amerikan Başkanı Trump’tan başka müşterisi çıkmadı.

Gerçi amaç da zaten İran’la 5+1 arasında yapılan nükleer anlaşmadan çekilip çekilmeyeceğini 12 Mayıs’ta açıklaması beklenen Trump’ı etkilemekti.

Nitekim Netanyahu “yarım tonluk Şurabad belgeleri” eşliğinde yaptığı gösteri ile zaten etkilenmeye can atan Washington’u etkilemeyi başarmış ve Trump, 12 Mayıs’ı da beklemeden nükleer anlaşmadan çekilmişti.[3]

Ancak Netanyahu’nun 27 Eylül’de BM Genel Kurulunda fotoğraflar eşliğinde, yine İran’ın nükleer programıyla ilgili yaptığı ifşaat her açıdan skandal oldu.

Turquzabad skandalı

Netanyah’nun BM Genel Kurulu konuşmasındaki skandal, sadece sunumun ve içeriğinin gülünçlüğüyle sınırlı değil.

Çünkü dünya zaten Netanyahu’nun münazaraya katılan lise öğrencisi düzeyindeki sunumlarına alışkın.

Ayrıca onun da İsrail rejiminin de mantığı bilindiği için dünya zaten onun söylediklerinin içeriğiyle değil, zamanlaması ve öngördüğü hedefiyle ilgileniyor.

30 Nisan’daki gösterisiyle ABD Başkanı Trump’ı etkilemeyi başaran Netanyahu, 27 Eylül’deki anlattığı Turquzabad hikayesine Amerikalı istihbarat yetkililerini bile inandıramadı.

Bu kez Amerikalı istihbarat yetkilileri, Netanyahu’nın hikayesini “yanıltıcı”[4] diye nitelendi.

Elbette Netanyahu’yu zor durumda bırakan şey anlattığı Turquzabad hikayesinin gülünç içeriğinden ibaret değil.

Zira İsrail rejiminin ırkçılığına, işgalciliğine ve BM kararlarını çiğnemesine dair yaptığı izahların yanında “İran, bir halı yıkama atölyesini gizli nükleer tesis olarak kullanıyor” iddiası son derece ciddi kalıyor.

Turguzabad “işletmesi”

Netanyahu’yu zor durumda bırakmaktan da öte, endişelendirmesi gereken asıl şey, o “dillere destan” istihbarat servisinin kendisine anlattırdığı hikayenin mekanı ve kurgusu.

Netanyahu’nun hikayesinin mekanı olan “Turguzabad”, İran’da halk arasında bir yerin mevcut olamayacak kadar sapa olduğunu anlatmak üzere bir istiare olarak kullanılıyordu.

Çoğu kimse de aslında böyle bir yerin mevcut olmadığını, Turguzabad’ın sadece bir deyim olduğunu düşünüyordu.[5]

Netanyahu’nun bu açıklamasından sonra bölgeye akın eden gazeteciler “Dokuzabad”, “Darkuzabad” diye söylenişleri de olan Turquzabad’ın Tahran’ın güneyindeki Rey’e bağlı bir köy olduğunu keşfetti.

Selçuklulara başkentlik yapan Rey şehri, modern dönemde Tahran’ın büyümesi sebebiyle bugün başkentin güney banliyöleri arasında yer alıyor. Turguzabad da buraya bağlı ve Tahran-Kum karayolu yakınlarında bir köy.

Şehrvend gazetesinin Turquzabad’ın tarihine, coğrafyasına, sosyolojisine, ekonomisine dair çok ayrıntılı ve aynı zamanda da çok eğlenceli haberinden öğrendiğimize göre Turguzabad’ın adı, halkının memnuniyetsizliğinden dolayı Fatımiye diye değişmiş.[6]

Ancak nüfusunun yarısı Afganlı göçmenlerden oluşan köyün isminin yer aldığı levhada “Şehit perver Fatımiye’ye hoş geldiniz”yazısı içinde Fatımiye’den sonra küçük de olsa “Turguzabad” yazısı hala korunuyor.

 

Netanyahu’nun konuşmasının, günlerdir İranlı sosyal medya kullanıcılarının eğlencesi haline gelmesinin ilk sebebi, “gizli nükleer tesis” hikayesinin mekanın Turguzabad olmasıydı.

Çünkü o konuşmaya kadar İranlılar için “Turguzabad”, gerçekte var olmayan ve sadece abartı ve alay için kullanılan bir istiareden ibaretti.

Netanyahu, ise İran’ın Turguzabad’da bir halı yıkama atölyesinde gizli bir nükleer tesis kurduğunu “ifşa ediyor” hatta İran halkının güvenliğini ve sağlığını düşünerek bu tehlikeli tesise karşı uyarıda bulunuyordu.

Ancak Turquzabad’ın bir istiare değil, objektif gerçekliği olan bir köy olduğunun anlaşılması da İranlı sosyal medya kullanıcılarının eğlencesini bozamadı.

Çünkü “Google Earth” veya navigasyon programları yardımıyla köyü keşfeden muhabirler, Netanyahu’nun fotoğrafını gösterdiği “halı yıkama atölyesi görünümlü gizli nükleer tesisi” gezmeye başladı.

Elbette Netanyahu’nun “dillere destan”gizli servisinin “tesisin” bulunduğu sokağın adını “Mahir” diye vermesi yüzünden örneğin Hemşehri gazetesi muhabirinin tesisi bulması biraz güç oluyor.[7]

“Gizli nükleer tesisin” çevresinde herhangi bir bekçi, polis veya asker bulunmadığı için sokağın isiminin “Mahir” değil, “Mehr” olduğu; ancak çevrede bisikletle dolaşan çocuklar sayesinde öğreniliyor ve nihayet tesise giriliyor.

Netanyahu’nun gösterdiği binanın “halı yıkama atölyesi görünümlü bir gizli nükleer tesis” değil, “gizli nükleer tesis görünümünden eser olmayan bir halı yıkama atölyesi” olduğu gazetecilerin ve meraklı vatandaşların paylaştığı görsellere yansıdıkça sosyal medya kullanıcılarının eğlencesi de artıyor.

Turquzabad, Mossad’ın tuzağı mı Mossad’a tuzak mı?

Turquzabad’a dair bilgiler arttıkça Netanyahu’nun kasten yanıltıldığına dair kanaatler de güçlenmeye başladı.

Sosyal medya kullanıcılarının dışında bu kanıyı ilk dile getiren resmi yetkili İran’ın nükleer müzakere ekibinden Abbas Arakçi oldu.

Arakçi Turquzabad’la ilgili görüşünü soran devlet televizyonu muhabirine kahkaha atarak “Ciddi ciddi birilerinin Netanyahu’yu işlettiğini düşünüyorum”[8] dedi.

Bu “işletme” meselesiyle ilgili olarak sosyal medyada iki senaryo var. Birincisine göre Netanyahu, iç politikadaki güç ve iktidar çekişmeleri sebebiyle bizatihi kendi istihbarat servisi tarafından işletildi ve itibarsızlaştırılmak istendi.

İkincisine göre ise İran istihbaratı, Turquzabad hikayesini İsrail istihbaratına olta olarak attı.

İsrail rejimi de Amerika ve Körfez’deki uygun ortamı değerlendirmek, Rusya ile olan geriliminde kendince dikkatleri İran’a çekmek için BM Genel Kurulu toplantısını fırsat olarak gördü; bu yüzden de oltaya takıldı.

Eğer ikinci senaryo doğruysa İran istihbaratı, Turquzabad istiaresinden yararlanarak İsrail rejimini ve çok övündüğü istihbarat servisini gülünç duruma düşürüp itibarsızlaştırmış oldu.

Bununla birlikte bu kepazelik Netanyahu’nun ve İsrail rejiminin kaygılanmasını gerektirecek düzeyde değil. Zira şu an Rusya ile yaşadığı krizin yanında bu, ödül gibi kalır.

Ancak eğer birinci senaryo doğruysa kendi istihbarat servisi tarafından işletilip itibarsızlaştırılan Netanyahu, kişisel olarak ne kadar kaygı duysa az.

Çünkü içine düşülen bu onur kırıcı durumdan Allah’tan başka her şeyden haberdar olduğu var sayılan İsrail istihbaratının değil Netanyahu’nun sorumlu tutulacağı açık.

 

Alptekin DURSUNOĞLU

Yönetimde Bulunduğum Sürece İhvan'ın Rolü Yok

Orta Doğu

Mısır Cumhurbaşkanı darbeci Abdulfettah es-Sisi, yönetimde bulunduğu sürece İhvan'ın Mısır'da hiçbir rolünün olmayacağını söyledi.

 

İsrailli askeri uzman Avri Barisuf, Hizbullah'ın askeri gücüne ilişkin ilginç açıklamalarda bulunarak; “Hizbullah İsrail'e yönelik stratejik saldırı yapabilecek konumda ve İsrail’i tekrar ortaçağ karanlığına mahkum edecek güce sahip” dedi.

İsrail’in Hizbullah'ın elindeki füzelerden tamamen yok edemeyeceğini kaydeden Avri Barisuf; “Çünkü Hizbullah 2006 yılından bu zamana kadar füzelerini nasıl muhafaza ederek saklayacağını öğrendi” dedi.

Hizbullah'a ait füzelerin tespit edilmesinin zor olduğunu vurgulayan İsrailli askeri uzman Hizbullah füzelerinin isabet oranına ve etkisine işaret ederek; “Hizbullah ile olası bir savaş şuan için Tel Aviv'e ağır sonuçlar verecektir” ifadelerini kullandı.

 

Suudi Arabistan'a "Kaşıkçı" tepkisi

Orta Doğu


Uluslararası yatırım şirketi Virgin Group, Suudi gazeteci Cemal Kaşıkçı olayının ardından Suudi Arabistan'la yapılması planlanan 1 milyar dolarlık yatırım projesini askıya aldığını duyururken, uluslararası ulaşım şebekesi şirketi Uber ise Riyad'da yapılacak bir konferansa katılmayacağını açıkladı.


Virgin Group'un kurucusu İngiliz iş adamı Richard Branson, yaptığı açıklamada Kaşıkçı'nın kaybolmasıyla ilgili iddialar doğru çıkarsa Batılı ülkelerin Suudi Arabistan yönetimiyle iş yapma tutumunu tamamıyla değiştireceğini belirtti.

 

Suudi yetkililerden Kaşıkçı'nın kaybolmasıyla ilgili bilgi istediklerini ifade eden Branson, Suudi Arabistan'la yapmayı planladığı projeyi askıya aldıklarını kaydetti.
Suudi Arabistan Krallığı, geçen yıl Virgin Galactic ve Virgin Orbit'e 1 milyar dolarlık yatırım yapmayı planladığını açıklamıştı.

UBER'DEN KONFERANSA KATILMAMA KARARI

Uber'in üst yöneticisi Dara Khosrowshahi ise 23-25 Ekim'de Riyad'da Suudi Arabistan Veliaht Prensi Muhammed bin Selman'ın himayesinde düzenlenecek Gelecekteki Yatırım Girişimi (Future Investment Initiative-FII) adlı konferansa katılmayacağını açıkladı

Khosrowshahi, Kaşıkçı olayı ile ilgili gelişmelerden rahatsızlık duyduğunu ifade ederek, konuşma yapmasının da planlandığı FII konferansına katılmama kararı aldığını kaydetti.

Kudüs de Büyük Çatışma

Orta Doğu

ABD Başkanı Donald Trump'ın Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanımasının ardından bugün Büyükelçiliği Tel Aviv'den Kudüs'e taşıdı.

Basement pertinent arkansas

Tekstil

Package eternal darkness cap attracted circular competent secure. Journal papa long-range virgin tour overcome golf bedroom supreme podger. Allowances reflects losses portland

Advertisement

Günlük Hayat

Grid List

Telekinezi Nedir

Sağlık

 

Telekinezi, insanın zihniyle ve herhangi bir fiziksel temas olmaksızın nesneleri hareket ettirebilmesidir. Telekinezi kelimesi, “uzak” anlamında olan “tele” kelimesi ile “hareket” anlamına gelen “kinesis” kelimelerinin bileşiminden oluşmuştur. Bazen telekineziye “aklın cisimler üzerindeki gücü” de denmektedir. Telekinezi yerine kullanılan başka bir terim ise psikokinezidir. Yine bu terim de Yunancada “ruh” anlamına gelen “psyche” kelimesi ile hareket anlamına gelen “kinesis” kelimelerinden türemiştir.

Psişik güçlere inanan veya onları kullanabildiğini iddia eden insanlar bu güçlerin çeşitlerinden bahsetmişlerdir. Prekognisyon (gelecekte olacakları önceden bilme gücü), pirokinezi (zihin gücüyle nesneleri tutuşturabilme ve ateş yakabilme), telapati (uzakta olan şeyleri bilebilme, görebilme) psişik güçlerden bazılarıdır. Bu güçlerin varlığına inanan insanlar olsa da psişik güçler bilimsel olarak kanıtlanabilmiş değillerdir.

Telekinezi Nasıl Yapılır?
Telekinezinin gerçekliğine ve yapılabileceğine inananlar, telekinezinin nasıl yapıldığı konusunda da bazı fikirler ileri sürmüşlerdir. Bunlardan bazılarını aşağıda derledik:

Telekineziye başlamadan önce,

Başlamadan önce konsantrasyonun ve inanmanın telekinezinin anahtarları olduğunu söylerler. Ne kadar iyi konsantre olursanız telekinetik yeteneklerin o oranda hızlı gelişeceğini iddia ederler.
Rahatlamanın telekinezinin olmazsa olmazı olduğunu söylerler. Meditasyon yapmayı rahatlamanın bir aracı olarak tavsiye ederler.
Hareket ettirilecek nesne ile bir olmayı, onu hissetmeyi, onu kendinden bir parça gibi görmeyi öğütlerler. Fazladan bir kol veya bacak gibi…
Bir günde telekinetik yeteneklerin gelişemeyeceğini söylerler. Günde 10-15 dakika kadar pratik yapılması gerektiğini salık verirler.
Sabırlı olunmasını öğütlerler. Telekinezi sabır işidir ve telekinezide gelişim süresi kişiden kişiye değişiklik gösterir.
Telekinezi sırasında aşağıdaki adımların takip edilmesini uygun bulurlar,

İlk adım: Hareket ettirilmek istenen nesneye 10 dakika kadar, onu kendinizden bir parça olarak hissedinceye dek odaklanın.
İkinci adım: Nesneyi hareket ederken veya bükülürken gözünüzde canlandırın.
Üçüncü adım: Nesneyi hareket ettirebilmeniz son adımdır. Asla güç kullanmayın, işe yaramayacaktır.
Telekinezi Nasıl Çalışır?
Telekinezinin nasıl çalıştığına dair bazı teoriler mevcuttur.

Kuantum Bağlantısı: Bazı insanlar beyin dalgalarımızın atom altı parçacıkları ve nesnelerin içerisindeki enerjiyi hareket ettirebileceğine inanmaktadırlar. Bu da fiziksel bir temas olmaksızın onları hareket ettirebilmemizi sağlar.

Manyetik Alan: Diğer bazıları, insanların etraflarındaki manyetik alanı kontrol edebilirse nesneleri de fiziksel bir temas olmadan hareket ettirebileceklerine inanırlar.

Ses ya da Isı Dalgaları: Bazı medyumlar ses ya da ısı dalgaları üretebildiklerini ve bu sayede oluşan enerji ile nesneleri fiziksel bir temas olmaksızın hareket ettirebildiklerini öne sürerler.

Telekinezinin Tarihi
Zihin güçleri ile nesnelerin hareket ettirilebileceği fikri yüzyıllar boyunca insanlarda merak uyandırmış olsa da telekinezinin bilimsel olarak da ispat edilebilecek bir kabiliyet olduğu fikri 19. yüzyılda ortaya çıkmıştır. Bu gelişme Spiritüalizmin meşhur olduğu yıllarda yaşanmıştır. Psişik medyumlar seanslarda ölülerle iletişim kurduklarını ve nesnelerin karanlık odalarda herhangi bir temas olmaksızın birdenbire gizemli bir şekilde hareket ettiğini ve uçtuğunu iddia etmişlerdir. Bazen küçük masaların görünmeyen ruhlar veya psişik düşünceler nedeni ile devrildiği veya havada asılı kaldıkları öne sürülmüştür.

Bütün bu iddialara, Sherlock Holmes kitabının müellifi Sir Arthur Conan Doyle da dahil olmak üzere pek çok kişi inanmış olsa da bütün olanlar bir aldatmacadan ibaretti. Sahtekâr psişikler gizli kablolardan karanlık odalarda siyahla örtülmüş aletlere kadar her türlü hileyi kullanıp insanları nesnelerin temassız hareket edebildiklerine inandırmaya çalıştılar. İllüzyonist Harry Houdini pek çok sahte medyum hakkında araştırmalar yapıp iplerini pazara çıkartmış, hatta bu konuyla ilgili olarak “Büyü Tacirleri ve Metotları” (Miracle Mongers and Thier Methods) isimli bir kitap yazmıştır.

Kamuoyu sahte telekinezi hakkında bilinçlendikçe olgu kaybolmaya başlamıştır. Telekinezinin tekrar ortaya çıkışı 1930 ve 1940’lı yıllara rastlar. Duke Üniversitesi’nde bir araştırmacı olan J. B. Rhine insanların spontane olayları düşünce güçleri yardımıyla etkileyebileceği fikri üzerinde düşünür. Rhine zar atma ile ilgili çalışmalarında oyunculara düşünceleri ile zarların sonuçlarını etkilemeye çalışmalarını ister. Bulguları karışık ve yetersiz de olsa, kendisini ortada mistik etkilerin olduğuna inandırmaya yetmiştir. Ne yazık ki Rhine ve diğerleri testlerine benzer sonuçları diğer testlerde alamamışlardır ve metotlarında pek çok hata görülmüştür.

Otuz yıl kadar sonra, 1970’lerde UniGeller isimli bir adam dünyanın en tanınan medyumu olmuştur. Yaptığı dünya turlarında bozuk saatleri tekrar çalıştırmak ve kaşıkları bükebilmek gibi pek çok psikokinetik yeteneğini sergilemiş ve bu işten milyon dolarlar kazanmıştır. Kendisi göz boyacılık yapmadığını iddia etse de şüpheli pek çok araştırmacı Geller’in inanılmaz yeteneklerinin bir illüzyonist tarafından da yapılabileceğini hatta yapılageldiğini belirtmişlerdir. 1976 yılında İngiltere’deki Bath Üniversitesi’nde, düşünceleri ile kaşıkları bükebileceklerini iddia eden bir gurup çocuk kontrollü deneylere tabi tutulmuşlardır. Başlangıçta çalışmalar umut verici bir şekilde ilerlemiş ve bilim adamları sonunda telekineziye bilimsel bir açıklama getirebileceklerini düşünmeye başlamışlardır. Ancak sonrasında bilim adamları çocukların kimsenin görmediğini sandıkları anlarda kaşıkları elleriyle fiziksel olarak eğdiklerini gizli kameralarla tespit etmişlerdir.

Aklın cisimler üzerindeki gücü olduğu fikri yavaş yavaş kaybolmaya başladı. Bu durumun bir istisnası olarak 1980’lerin ortalarında “PK” partilerinin yükselen popülariteleri gösterilebilir. Bu partilerde telekinezinin mümkün olduğuna inanan bir gurup insan toplanır, kaşıkları bükebilmek için bağırıp zıplayarak duygusal ve fiziksel açıdan galeyana gelirlerdi. Bazıları bazı kaşıkların bu seanslar sonucunda küçük bir oranda büküldüğünü iddia etseler de bu seanslara şüpheli yaklaşanlar onca zıplama sonucunda kaşıkların kazara fiziksel olarak bükülmüş olabileceğini öne sürmüşlerdir.

Telekinezinin Biyolojik Dayanakları Var mı?
Pek çok insan, psikolojik kanıtlar neticesinde insan beyninin hayallerimizin ötesinde yeteneklere sahip olduğuna inanmaktadır. Onlara göre, son kertede beynimizin sadece yüzde 10’u kadarını kullanmaktayız. Böyle bir kanıya sahip insanlar, telekinezi dahil psişik güçleri beyninin yüzde 10’undan fazlasını kullanabilen medyumların marifeti olarak görmektedirler ve kalan yüzde 90’lık kısmı da kullanabilirsek neler olabileceğini sorgularlar.

Bu iddialar umut vaat etse de mitten öte bir şey değillerdir. Beynimizin tamamını kullandığımız bir gerçektir. Araştırmacıların PET taramaları (pozitron emisyon tomografisi) ve fMRI (fonksiyonel manyetik rezonans görüntülemesi) gibi teknikler kullanarak yaptıkları çalışmalar beynin büyük kısmını kullanmadığımızın bir yalan olduğunu ortaya koymuştur. “Popüler Psikolojinin 50 Miti” isimli kitapta psikolog Scott Lilienfeld “Son yüzyıl beyin trafiğini ortaya çıkartan ve gittikçe karmaşıklaşan teknolojilerin gelişmesine şahit oldu. … Bu detaylı haritalandırmaya rağmen beyinde yeni görevler bekleyen kullanılmamış alanlar bulunamadı. Tam aksine çok basit görevler bile genellikle beynin neredeyse tamamına yayılan alanların katkıları sonucunda gerçekleşebilmektedir.”

Telekinezi tarihi hem kanıtlanmış olan hem de tahmin edilen hilelerin ve aldatmacaların tarihidir. Psikokinesis çalışanların pek çoğu bile eldeki verilerin bilimsel standartlarda bir kanıt oluşturmaktan uzak olduğunu kabul etmektedirler. Ancak onlar daha da büyük bir problemle yüzleşmek zorundadırlar: İnsan zihninin objeleri hareket ettirebileceği ya da onları bükebileceğini bilinen hiçbir mekanizması yoktur. Beyin dalgalarımızın objeler üzerinde bir şekilde etkisi olsa bile fizik yasaları beyin dalgalarımızın kafatasımızın birkaç milim ötesinden daha ileri gidemeyeceğini kanıtlamaktadır.

Telekinezinin varlığını iddia eden insanlar çoğunlukla geçmişte kalmışlardır. Gerçekte nesneleri zihin gücüyle hareket ettirebilen insanlar olsaydı, laboratuvarda test edilmeyi bekleyerek zaman kaybetmek yerine Las Vegas’ta kumar oynarken zarları istedikleri pozisyona getirebilir veya golf oynarken topları kontrol ederek bir golf yıldızı olabilirlerdi.

Kızıl Gezegende organik molekül bulundu

Medicine

 

NASA’nın keşif robotu Curiosity, Mars’taki kayalar üzerinde korunan ve gezegenin eskiden hayatı destekleyebileceğini gösteren yeni kanıtlar buldu. Her ne kadar Mars’taki yaşamı direkt olarak desteklemese de, bu bulgular gelecekte gezegenin yüzeyini inceleyecek olan görevler için iyiye işaret.

Organik moleküller karbon ve hidrojenin yanısıra oksijen, azot ve diğer elementleri içerebilir. Yaygın olarak yaşamla ilişkili olsa da, organik moleküller biyolojik olmayan süreçlerle de oluşabilir ve yaşamın göstergeleri değildir.

NASA Genel Merkezi’nde sorumlu yönetici olarak görev alan Astrofizikçi Thomas Zurbuchen: “Bu yeni bulgularla birlikte Mars, bize yaşama dair kanıtları aramamızı söylüyor. Devam etmekte olan ve planlanmış görevlerimizin Kızıl Gezegendeki daha nefes kesici keşiflerin kilidini açacağından eminim.”

NASA’nın Greenbelt, Maryland’deki Goddard Uzay Uçuş Merkezi’nde görev alan Jen Eigenbrode: “Curiosity, henüz organik moleküllerin kaynağını belirleyemedi. Mars’taki malzemelerdeki organik madde gezegen koşullarına ve süreçlerine dair kimyasal ipuçları veriyor.”

Bu yeni duyuru aslında, Kızıl Gezegende metanın nasıl var olduğu ve toprağında bulunan beklenmedik organik moleküllerle ilgili ayrıntıları ortaya koyan iki yeni çalışmanın sonucu.

Mars yüzeyi günümüzde yaşama elverişsiz olsa da geçmişte yaşamı destekleyebilecek miktarda su bulunduruyordu. Curiosity keşif aracı, bir zamanlar bu suyun oluşturduğu gölün olduğu düşünülen Gale kraterine yönlendirildi ve bilim insanları su gölünün yaşam için gerekli tüm katkı maddelerine sahip olduğunu öne süren yeni bulguları keşfetti.

Mars toprağındaki organik materyali tanımlamak için, NASA keşif aracı Curiosity Gale Krateri’nde dört alandan çamurtaşı olarak bilinen tortul kayaçlara açıldı. Toplanan örnekler organik moleküllerin tespiti için analiz edildi ve sülfüre rastlandı. Sonuçlarda ayrıca çok küçük konsantrasyonlarda organik karbon tespit edildi. Tanımlanan moleküllerin bazıları tiyofen, benzen, toluen, ve propan veya büten gibi küçük karbon zincirlerini içeriyordu.

Tüm bu sonuçlar Mars’ta hayat olma olasılığı ile ilgili sorulara cevap arayan bilim insanlarına ışık tutmakta.

NASA Genel Merkezinde NASA’nın Mars Keşif Programı için baş bilim insanı Michael Meyer: “Mars’ta yaşam belirtileri var mı? Bilmiyoruz, ancak bu sonuçlar bize doğru yolda olduğumuzu söylüyor.”

Yaklaşan Etkinlikler

Advertisement